The Young Pope

The Young Pope ,henüz 40 lı yaşlarında Papalık makamına yükselen ve kendine Papa XIII. Pius ismini seçen Lenny Belardo (Jude Law)’nun Vatikan’da yaşadıklarını anlatıyor diyebiliriz kısaca. Ama bu kadar basit değil işte. Lenny, olup olabilecek en antipatik karakter. Kendini beğenmiş, ukala, insanları rahatsız etmekten, küçümsemekten keyif alan, kilisenin bugünkü görüşlerinden uzak olan bir Papa. Kilisenin modern çağa uygun, ılımlı görüşlerinde uzaklaşması gerektiğini savunan ancak aslında tanrıya dahi inanıp inanmadığı belirsiz olan, etrafındaki yaşlı kardinalleri parmağında oynatmaktan keyif alan biri. Ama ben ilk görüşte sevdim ukala Lenny’i. Sorgulamasını sevdim, üzerindeki yükü taşımakla olan uğraşını sevdim, soğukluğunu sevdim. Sigara içişini, kirazlı kolayı, cins ve soğuk bir karakter oluşunu sevdim. Ama dizide tamamen antipatik Lenny’i izlemiyoruz aslında, Papa’nın ruhani gelişimini, Vatikan politikasını ve kilise yaşamını iyisi ve kötüsüyle izliyoruz.

Toplam 10 bölümden oluşan The Young Pope dizisi Sky, HBO ve Canal+ ortak yapımı. Dizinin, Türkiye’de yayın hakları ise Blu Tv’de. Bildiğim kadarıyla başta tek sezon olarak planlanmıştı ancak 2. Sezon için de anlaşma sağlanmış gözüküyor. Dizide görseller muhteşem, çekimler inanılmaz, müziklerden bahsetmiyorum bile. Bu da “Muhteşem Güzellik” filminden tanıdığımız akademi ödüllü yönetmen Paolo Sorrentino’nun başarısı diyebiliriz. Ancak oyuncuları da es geçmemek gerek. Başrolde Jude Law, papanın manevi annesi rolünde Diane Keaton (Sister Mary), İtalyan sinemasının duayenlerinden Silvio Orlando, Pedro Almodovar filmlerinden tanıdığımız İspanyol oyuncu Javier Cámara, Amerikalı aktör Scott Shepherd, Papa’yı idare etmek zorunda kalan halkla ilişkiler sorumlusu rolünde Cécile De France, Fransız aktrist Ludivine Sagnier ve ülkelerinde tanınmış pek çok isim.

Dizide dikkatimizi çeken şeylerden biri ana karakterlerin çoğunun sigara içiyor, ama Jude Law’un mükemmel sigara içiyor olması. Paolo Sorrentino, New Yorker dergisine verdiği röportajında Vatikan ile ilgili yaptığı araştırmalarda 2013 yılında görevi bırakan Papa XVI. Benedict’in de sigara içtiğini ama gözlerden uzakta içtiğinin kulağına çalındığını söylüyor. Yani aslında rahiplerin sigara içmesi çok da şaşılacak bir olay değil. “Kilise insanları da tıpkı normal insanlar gibi zaaflara sahip ve bizim yaptıklarımızı onlar da yapıyorlar, sigara içiyorlar, yemin ediyorlar.” Kendisi de sigarayı severek içen Sorrention’da bunu göstermek istemiş.

Katolik rahipler başka herhangi birine değil tanrıya aşıktırlar. O yüzden de orta yaş krizi yaşadıklarında, tanrı ile olan ilişkilerini de sorgulamaktadırlar.” Lenny Belardo’nun durumunda ise her ne kadar tanrıya inancını sorgulayan bir karakter de olsa aslında Papa olmak için bizzat tanrı tarafından seçilmiş olduğu hissini yaşayacaksınız tüm dizi boyunca.

Lenny tam bir ukala… narsist, insanları aşağılamaktan, gücünü kullanmaktan keyif alan bir karakter. Sorrentino’ya Papayı bu şekilde göstermek konusundaki düşüncesi sorulduğunda ise Papa’yı bu şekilde antipatik göstermekten çekinmediğini söylüyor. ”Çünkü zaten Papa’nın yaşadığı, yaşayacağı duygusal gelişmeye şahit olacağımız bir dizi bu. Ayrıca her ne kadar bu yüzyılda gücünü kötüye kullanmaya çalışan, insanları aşağılamaktan keyif alan Papalar ile karşılamak zor olsa da tarihte bunu örneklerinin olmadığını söylemek gerçekçi olmayacaktır.”

The Young Pope’da Jude Law tarafından canlandırılan Papa XIII. Pius, yakışıklı olduğunun farkında ve bunu her fırsatta ve özellikle de insanların rahatsız olacağı anlarda dile getirmekten çekinmiyor. Ancak tarihteki diğer narsistlerin aksine güzelliğini herkese göstermekten imtina ediyor. Dizide, halka yapması gereken Papalık konuşmasını halka sırtı dönük biçimde gerçekleştiriyor ve fotoğrafının çekilmesini de yasaklıyor.

Kendimizi, hayatımızı, yaptıklarımızı bu kadar göstermeye ihtiyaç duyduğumuz, kişiler hakkında her türlü bilgiye anında ulaşabildiğimiz bu çağda, gizemli olmanın daha fazla prim yaptığını, yapacağını fark etmek ve görünmek, görünür olmak için çaba sarf etmek yerine, görünmez olmayı tercih etmek! Ben buna saygı duyarım. Bakış açısına ve amacına bağlı olarak, popülerlik açısından iyi bir strateji olabilir. Zira gizem merak uyandırır; merak ise bilme isteği. Bilememek daha çok merak ve gizem. Papa ‘da bunu istiyor zaten insanların onu ve gizemini merak etmesini…

The Young Pope ‘a ilişkin olarak en çok aklımda kalan diyalog da şu oldu sırf bu yüzden (diyalog, papayı halkın karşısında çıkması için ikna etmeye çalışan, kilisenin halkla ilişkiler sorumlusu ile Papa arasında geçiyor);

Papa: Çağımızın en çok merak edilen ve belki de bu yüzden en önemlisi haline gelen, parlayan en önemli yazarı kimdir?

P.R: Bilmem… Philip Roth?

Papa: J.D Salinger. En önemli film yönetmeni?

P.R: Spielberg?

Papa: Hayır. Kubrick. En önemli modern sanatçı?

P.R: Jeff Koons? Ya da Marina Abramovic?

Papa: Hayır. Banksy. Elektronik müzik grubu?

P.R: Bilemedim

Papa: Bir de Harvard Üniversitesi’nin iyi olduğunu söylerler! Daft Punk!

Jude Law’ un dizinin jenerik müziği eşliğinde her biri aslında diziye ilişkin farklı bir ipucunu gösteren tabloların önünden gururlu (ukala) yürüyüşü, o son göz kırpışı… hiçbir dizinin jenerik kısmını her izlediğimde aynı şekilde keyif aldığımı hatırlamıyorum. 10 bölüm boyunca bir kez dahi, elimde olmasına rağmen, jenerik bölümünü atlamadım. Dizide çalan diğer müzikleri tüketmemek içinde uğraştım ama jenerikte çalan “Watchtower” parçasını sadece o giriş sahnesinde, Lenny Belardo’yu tabloların önünde yürürken  dinlemek için özel çaba sarf ettim diyebilirim. Biraz abarttığımı düşünebilirsiniz ama ben o sahne, o müzik uyumunu, tabloların gizemini başka bir anla bozmak istemedim sanırım. O kadar güzel işte dizinin girişi devamını siz düşünün…

Benim bu aralar takıntılı şekilde dilediğim The Young Pope müziklerinin Spotify resmi playlisti de mevcut. Diziyi izlemeseniz bile müzikleri es geçmeyin derim.

Woman!nTouch

P.S:

Dediğim gibi The Young Pope dizisi jeneriğinde gösterilen her bir tablo aslında yayınlanacak bölüme ilişkin bir ipucu niteliğinde ve dizinin ne şekilde ilerleyeceği bu tablolarda ve bu tabloların anlamlarında gizli. Bu yüzden bence tek tek farklı müzelerde bulunan bu tablolardan da kısaca bahsetmek gerek, spoiler vermeden tabi.

– İlk tablo Gerard van Honthorst’un 1622 tarihli, Almanya Köln’de, Wallraf-Richartz müzesinde bulunan ve din adamlarının İsa’nın doğumuna şahitlik yapışını ve onları ışığı ile aydınlatmasını gösteren “The Adoration of the Shepherds” (Din adamlarının Hayranlığı) isimli tablo.

– Sistine Şapeli’nin kuzey duvarına Pietro Perugino tarafıdan resmedilmiş olan “Christ Giving the Keys of the Kingdom to St. Peter” (Hz. İsa Krallığın Anahtarlarını Aziz Peter’a Verirken) adlı tabloda ise isminden anlaşılacağı üzer İsa Cennet Krallığının anahtarlarını Aziz Peter’e teslim etmektedir.

– Roma’da bulunan Santa Maria del Popolo adlı kilisede bulunan Caravaggio tarafından resmedilmiş olan İncil’de bahsedilen bir sahneyi resmetmiş olduğu “Conversion on the Way to Damascus” (Şam yolunda Din Değiştirme) adlı tablo üçüncü sırada yer almaktadır.

– Dördüncü sırada yer alan tabloda ise M.S 325 te Roma İmparatoru I. Constantine’in çağrısıyla bugünkü Bursa, İznik (Nicaea)’te  toplanan ilk Hristiyan ekümenik  toplantısı resmedilmiştir. Tablonun adı da toplantıya istinaden “The Council of Nicaea” (İznik Konseyi)’dır.

– Francisco Hayez tarafından resmedilmiş olan ve özel bir koleksiyonda bulunan tabloda, Fransız bir rahip olan Peter the Hermit, I. Haçlı seferindeyken resmedilmiştir.  Resmin ismi de direk olarak tabloyu anlatmaktadır. “Peter the Hermit riding a white mule with a crucifix in his hand and circulating through the cities and villages preaching the Crusade” isimli tablo, beyaz katır üzerindeki Rahip Peter the Hermit’in elindeki haç ile şehirleri dolaşarak vaaz vermektedir, şeklinde ifade edilmektedir.

– “St. Francis Receiving Stigmata” (Aziz Francis’in Stigmatası) isimli tabloda ise İsa’nın yaşadığına inanılan acıların Aziz Francis tarafından da tecrübe edilişi, Gentile da Fabriano resmedilmiştir.   Tablo, İtalya’da yer alan Magnani Rocca Foundation isimli müzede sergilenmektedir.

– Louvre müzesinde sergilenmekte olan Mateo Cerezo tarafından resmedilmiş olan “St. Thomas of Villanueva Distributing Alms” (Aziz Thomas’ın Yardım Dğıtması) tablosunda , daha sonra Başpiskopos olan yardımsever din adamı Aziz Thomas’ın fakirlere yaptığı yardım resmedilmiştir.

-Domenico Cresti imzalı tabloda ise Aziz Peter Baziliası’nın inşaatı Michelangelo tarafından Papa IV. Pius’a gösterilişi resmedilmiştir. Bu resim açıklaması ile aynı olan, “Michelangelo presenting the model for the completion of St Peter’s to Pope Pius IV” ismini taşımaktadır. 1618 tarihli tablo, Floransa’da yer alan Casa Buonarroti müzesinde sergilenmektedir.

– İsviçre, Lozan Kanton müzesinde sergilenen François Dubois’a ait “The St. Bartholomew’s Day Massacre of 1572” tablosunda ise Fransız Katoliklerin Fransız Protestanları Paris’te öldürdükleri gün canlandırılmıştır.

– Son resimde olan İtalyan heykeltıraş Maurizio Cattelan’ın en ünlü eseri olan “La Nona Ora” (The 9th Hour) isimli kavramsal sanat eseri ise hakkında mini bir dizi de çekilmiş olan Pope John Paul II’ün üzerine meteor düşmesi ve yere düşüşünü sergilenmektedir. Bu eserle tanrının aslında kiliseyi cezalandırmak istediği için kendisinin meteoru gönderdiği ima edilmektedir.

9

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

The following two tabs change content below.

Damla

Bale, jimnastik, buz pateni, resim, piyano, dans, voleybol... Çocukken birçok sanat ve spor faaliyetini deneyen, maymun iştahı ile daldan dala konan Damla'nın profesyonellik yolunda bir nebze daha fazla ilerlediği ve hala en sevdiği spor yüzme, su ise en huzurlu olduğu yer. Okumak, konuşmak ve araştırmak en başarılı olduğu alanlar, bu yüzden de hep avukat olmayı hayal etmiş kendini bildi bileli. Lisans eğitimini Hukuk bölümünde tamamladıktan sonra Medeni Hukuk alanında Yüksek Lisansını tamamlayan Damla için daha fazlası gerekliydi, o yüzden mesleki icraatlarının yanı sıra Doktora eğitimine de devam etmekte. Damla için bu blog, içinde olmaktan keyif aldığı ve kendini yazarak ifade edebildiği, biraz da sıkıcı konuların dışına çıkabildiği bir mecra.
Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir