Rotamız: Milano

Gezdiğim ülkelerin, şehirlerin bende uyandırdığı hisleri renklerle ifade etmekten keyif alan biri olarak Milano için bir renk aradım ama tam hissiyatımın karşılığını bulamadım. En yakın hissettiğim renk ‘Gri’ oldu diyebilirim. Aslında güzel bir şehir, güzel yapıları da var evet ama bir kere gittim gördüm bana yeter dediğim bir yer Milano. Turistik açıdan çok fazla zaman harcamadan gezilmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Amacınız alışveriş yapmaksa o başka tam yerindesiniz, zaten belki biliyorsunuzdur Milano’ya sadece alışveriş amaçlı turlar düzenlenmekte.

İtalya’nın birleştiği dönemlerde, İtalya’nın ilk başkenti olan Milano, Avrupanın en iyi ekonomilerinden birine sahip. Modanın başkenti olarak bildiğimiz Milano’da sanayi ve otomotiv sektörü de baya gelişmiş. Öyle ki her aileye ortalama 3 araba düşüyor gibi bir durum varmış. Dolayısıyla ciddi bir trafik sorunu var. Uçaktan inmemizle birlikte trafik bizi kucakladı. Şehirde 3 havalimanı bulunmakta; Malpensa, Linate ve Bergama. Biz pegasusla Bergama havaalanına uçtuk.

Pegasusu çok tercih etmeyen biri olarak biletlerimizi EMKA Tur aracılığıyla aldığımız için seçim şansımız yoktu. Özellikle dönüş yolculuğumuzun felaketliğini bir kaç cümleyle açıklamak istiyorum, örnek teşkil etmesi açısından. Bergamo-İstanbul uçmamız gerekirken, Bergamo-İzmir-İstanbul uçtuk ve sırf İzmir-İstanbul iç hatlar uçağı boş gitmesin diye bizi İzmir’de uçaktan indirip gümrük çıkışımızı yaptırıp iç hatlara aktardılar. İç hatlar uçağına kafalarına göre bilet kesmişler, eşleri çiftleri grupları ayrı ayrı yerlere oturtarak. Dahası, aynı koltuğa birden fazla kişiye bilet kesmişler falan. En komik sahne ise yaratılan kaos ortamında Pegasus kabin görevlerinin ‘Herkes istediği yere oturabilir’ gibisinden kurduğu kendinizi tamamen belediye otobüsünde gibi hissettiren cümlelerdi. Normalde varacağımız saatten ne kadar geç vardığımızdan hiç bahsetmeyeceğim bile, mesailerine başlamaları gereken insanları işlerinden etmeleri ayrı bir kepazelikti.. Ha tabi bir de İstanbul’a indiğimizde bavulların kaybolması durumu vardı. Neyse çok fazla uzatmayayım.Paranızla rezil olmak denilen durumu yaşadık. Onun için EMKA Tur ve Pegasusu lanetleyerek, yollarınızın zorunda kalmadıkça kesişmemesini diliyorum.

Neyse gelelilm Milano hakkında kısa bilgilere…

Bildiğiniz üzere İzmir’in de aday olduğu bütün dünyayı bir araya getiren dünyanın en büyük fuarı olarak kabul edilen, 5 yılda bir düzenlenen EXPO 2015, 1 Mayıs itibariyle Milano’da start aldı. 31 Ekim’e kadar da devam edecek. Bu vakit aralığında Milano’yu ziyaret edecekseniz, ilginizi çekerse ve vaktiniz olursa turunuza EXPO’yu gezmekle başlayabilirsiniz.

Gezilecek yerlerden bahsetmeden önce, gittiğinizde mutlaka göreceğiniz göçmen sokak satıcıları konusunda uyarıda bulunmak istiyorum. Özellikle Duomo meydanı etrafında şemsiye, çanta falan satarken göreceksiniz kendilerini. Peşinize takılarak gerçekten çok ısrarcı davranabiliyorlar. Israra dayanamayıp hadi alayım alt tarafı şemsiye falan derseniz de fiyatları da baya uçuk olabiliyor, bilginize.

Gezilecek yerlerimizle devam edelim…

  • Duomo Di Milano: ‘Katedral’ anlamına gelen ‘Duomo’, Avrupa’nın en büyük 4. Katedrali. Gerçekten muhteşem bir yapı. Mimarisi ve yapının üzerindeki sanat ile insanı ibadete aşık edebilir. Sadece sanata bile ibadet edebilirsiniz bu katedralde, gördüğünüzde bana hak vereceksiniz. Bulunduğu meydana da adını Piazza Del Duomo olarak vermiştir. İnşaatına 13. yy da, o zamanın en güçlü ailesi olan Visconti’lerin emri ile başlanmış olan Duomo katedrali küçük küçük eklemeler yapılarak ancak 19. yy ‘ın başlarında tamamlanabilmiş. 120 metre yüksekliğinde olan bu bu yapı üzerinde binlerce heykel bulunmaktadır. Gercekten dışarıdan gördüğünüzde büyüleneceğiniz çok görkemli bir katedral. Terasına çıkmayı ihmal etmeyin.
  • Milano Katedrali - Duomo Di Milano
    Milano Katedrali - Duomo Di Milano
  • Galleria Vittorio Emanualle II: Prada, Armani, Gucci, Versace gibi markaları barındıran bu galeri en eski alışveriş merkezlerinden biri,  mimari olarak gerçekten etkileyici ve görülmesi gereken yerler arasında.
  • Galleria Vittorio Emanualle II
    Galleria Vittorio Emanualle II
  • La Rinascente: Galleria’nın bir iki blok yanında bulunan La Rinascente, Duomo meydanındaki mağazaların aksine akşam 10’a kadar açık bulabileceğiniz sınırlı sayıdaki alışveriş yerlerinden biri. Dekorasyondan kıyafete, kozmetiğer birçok markayı bünyesinde barındırıyor, ürün yelpazesi açısından bizdeki Boyner’e benziyor. Bütün markaların açık alanları var. Kırtasiye ve kitap kısmı çok güzeldi. Çeşit çeşit Moleskine’ler, ciltli kitaplar ilginizi çekecektir. Buraya Nespresso mağzası bulunduğu için girmiştim. Aklınızda olsun Nespresso makineniz varsa kapsüllerinizi Avrupa’dan üçte bir fiyatına alabiliyorsunuz. Kahveyi benim gibi çok seven biriyseniz Nespresso butiğin önündeki alanda Bialetti markasına bir göz atın hatta ilgi alanınıza göre bir Moka Makinesi edinin. Türkiye’de bildiğim kadarıyla Esse’de satılıyor. Ama buradaki çeşitlilik görülmeye değer.
  • La Rinascente
    La Rinascente
  • La Scala: Önceden bir kilise olan sonrasında opera binasına dönüştürülmüş La Scala Milano’da görülmesi gerekenler arasında. Gitmeden önce bale, opera vs. gibi bir etkinlik için bilet araştırması yaparsanız o atmosferi yaşayabilirsiniz. ‘Diva Turca’ lakabıyla tanınan 20. yüzyılın en önemli sopranolarından biri olarak görülen Leyla Tuncer’in de 50 yıllık bir La Scala geçmişi olduğunu hatırlatmak isterim. Katılacağınız etkinlikler için önceden bir planlama yapmanız gerekiyor. Detaylı bilgi için buraya bir göz atabilirsiniz.
  • La Scala Meydanı- Leonardo Da Vinci
    La Scala Meydanı- Leonardo Da Vinci
  • Castello Sforzesco: Visconti ailesi tarafından yaptırılmış kale, 19. yy itibariyle müze olarak gezilebilmektedir. İçerisinde çeşitli müzeler bulunmakla birlikte bir de resim galerisi bulunmaktadır. Rönesans dönemi ünlü İtalyan ressam, mimar, heykeltıraş ve şairi Michelangeli di Lodovico Buonarroti Simoni’nin yarım kalan son yapıtı ‘Rondanini Pietàsı’ burada sergilenmektedir.
  • Parco Sempione: Sforzesco kalesinin arkasında bulunan büyükçe bir park. Köpek gezdiren, çimlere yayılan insanları görebilceğiniz bu parkta bir mola verebilirsiniz.
  • Brera Bölgesi: Arnavut kaldırımları üzerinde yürümekten keyif alacağınız bir bölge. Çok sevimli, etnik ve modern. Milano’nun en sevdiğim yerlerinden biri oldu. Güzel restoranlar, kafeler, mağazalar var. Sokaklarında gezinirken Accademia di Belle Arti di Brera (Güzel sanatlar akademisi) ‘yı görebilirsiniz. İçerisi gerçekten sanat kokuyor, bir göz atabilirsiniz.
  • Brera
    Brera
  • Navigli: Nehir etrafında şirin kafeler, restoranlar, dükkanlar dizilmiş. Sokakta olmaktan keyif alacağınız bir yer.
  • Santa Maria delle Grazie Kilisesi: Bu kilisenin en önemli olayı Da Vinci’nin kilise duvarına yapmış olduğu ‘Last Supper’ freski. Santa Maria Dele Grazie’nin duvarına yapılmış bu fresk, inanışa göre İsa’nın asılmadan önce Havarileri ile yedeği son akşam yemeğini simgeliyor. Dan Brown’un Da Vinci’nin Şifresi kitabını okuyanlar bu freski yakından tanıyacaklardır. ‘Son Akşam Yemeği’ freskini görmek için baya önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor ve sizi sadece 10 dakika falan içeride tutuyorlar gruplar halinde. Biz önceden rezervasyon yaptırmadığımız için buraya gidemedik. Ama zaten sınırlı sayıda görülecek yeri olan Milano için önceden plan yapıyorsanız bu rezervasyonu da atlamayın, kapıda gişeden bilet bulabilmeniz çok düşük olasılık. Rezervasyonu buradan yapabilirsiniz.
  • Guiseppe Meazza Stadyumu: UEFA’nın standartlarına göre 5 yıldızlı olan bu stadyum AC Milan’ın maçlarına ev sahipliği yapıyor. Futbol severlerin ilgisini çekecektir.

Gelelim yemeye içmeye…

Pizza, makarna, kahve ve güzel tatlılar.. Zaten daha ne olsun. Kısıtlı günümüzde tavsiyelerle ve araştırmalarla gittiğim, gördüğüm ve tattığım şeyleri sıraladım. Ama akşam yemeği öncesi aperitivo saatlerinde (genelde 6-9 p.m) gözünüze iliştirdiğiniz bir yerde aperatiflerinizi ve içkinizi spontane bir şekilde yudumlamayı unutmayın, her şey de planlı güzel olmuyor :)

  • A Santa Lucia : İşte karşınızda ortamıyla, yemekleriyle geleneksel bir İtalyan restoranı. Aparatif saatinden sonra gidecekseniz yani akşam yemeğine rezervasyonla gitmeniz gerekiyor. Biraz popüler bir yer, zaten içeri girdiğinizde duvarlarda buraya gelen ünlülerin resimleri ile karşılanıyorsunuz. Hafif kasıntı bir yer biraz da pahallıca ama denediğimiz pizza ve makarnalar güzeldi. Bir de açık büfede geleneksel yemekler servis ediliyor biz o kısmı atladık çünkü pizza ve makarna odaklıydık. Yeriniz kalırsa özellikle tatlı olarak cream brule’yu tavsiye ediyorum çok başarılıydı. Tiremisu da çok başarılı gözüküyordu:)
  • Luini: Aslında güney İtalya’ya özel bir yiyecek olan ‘Panzerotti’, Via Santa Radegonda sokağında bulunan ‘Luini’ sayesinde kuzeye taşınmış. Milano’ya gittiğinizde denemeden dönmeyin. Bizdeki çiğ böreğin biraz daha değişiği. Mozeralla ve dometes sosuyla doldurulmuş bir hamur, ağızda dağılıyor. Gerçekten lezzetli ve bizim damak tadımıza uygun. Luini’nin oturacak bir yeri yok, genelde önünde ayakta takılıyor insanlar keyifle panzerottilerini yemek için. Adresine buradan ulaşabilirsiniz.
  • Grom ve Cioccolati Italiani: Milano’nun en iyi dondurmacıları. İkisine de gittiğinizde önündeki kalabalığı görünce anlayacaksınız. Biz Grom’a gittik. Küçücük dükkanda dondurmaların arkasında tam 10 kişi çalışıyordu. Dondurmaları gerçekten çok lezzetliydi. Small, medium ve large seçenekleri bulunuyor. Karton veya bardakta alabiliyorsunuz. Mediumu bile bana göre büyüktü. Seçiminiz yaparken buna dikkat edebilirsiniz. Dondurmayı çok seviyorsanız ve yeriniz kalırsa ‘Cioccolati Italiani’ de de bir deneme yapabilirsiniz.
  • Ferrari Champagne: Şampanya seviyorsanız ya da özel bir kutlamada açmak üzere bir şişe İtalya’ya özel bir ‘Ferrari’ edinebilirsiniz. İtalya’nın meşhur şampanyasını ben 14 Euro gibi bir fiyata aldım. Çeşitli yerlerde bulabilirsiniz, fiyat yerden yere fark edebiliyor.
  • A Santa Lucia
    A Santa Lucia

Milano’ya, sokaklarına bir iki gün ayırdıktan sonra, konumunun stratejik güzelliğinden faydalanarak kısa yolculuklarla farklı göllere ulaşmanız mümkün. Ben İtalya’nın Como ‘suna ve İsviçre’nin Lugano’suna gittim ve çok beğendim. Milano seyahatinizi renklendirmek için gölleri de planınıza eklemeyi unutmayın.

Woman!nTouch

23

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

The following two tabs change content below.

Nil

Küçük yaşlarda basketbol oynayarak başladı hayatına. Profesyonel olarak yıllarca top peşinden koştu Nil. Spor tutkusunun yanısıra kitapları, kalemleri, seyahat ettiği yerlerden biriktirdiği şeyleri her yaşına eşlik etti. Amatör olarak fotoğraf çekmekten, yeni yerler görüp yeni şeyler keşfetmekten keyif alan Nil, teknoloji ve tasarım konularına olan merakını hiç kaybetmedi. Kendini geliştirmek en büyük tutkusu. Bu aralar ise yogini olma yolunda. Lisans eğitimini Endüstri Mühendisliği bölümünde tamamladıktan sonra 1,5 yılını Amerika'da geçiren Nil, ardından Türkiye'ye dönerek İstanbul'da tanıştı kurumsal hayatla. İstanbul'da geçen 2 yılın ardından kürkçü dükkanı Ankara'ya geri döndü. "Yazılım Yönetimi" üzerine yüksek lisansını tamamlayan Nil'in en büyük hayallerinden biri teknoloji bloğu kurmak, kadın gözünden teknolojiyi kaleme alabilmekti. Ve hayalini arkadaşlarıyla paylaştığı bu bloğun fikir anası ve kurucusu..
Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir